Kuş Yuvası Oyun Alanı aylardır süren birliktelikten, çocuklarla olan deneyimin ilhamından doğdu. 3 aylık bir süreçte çocukların da aktif katılımıyla doğal malzemelerle inşa edildi.
Kuş Yuvası, köşesizliğini her yerde korur. Yükseltiler, oyuklar, dokular ve farklı düzlemler, her alanı kendi özgün karakterine sahip bir şekilde ayırırken tekil dokusu ve eklemlenmiş yapısı sayesinde aynı zamanda yapıyı bütünleştirir. Duyusal ve dokusal çeşitlilikle zenginleştirilmiş Yuva, yaratıcı ve geliştirici bir mekan deneyimini hedefler. Tasarım hem bedene hem de sese alan yaratır. Mekan, doğal malzemelerle çalışmanın da bir getirisi olarak olmuş ve bitmiş değildir; değişime ve dönüşüme açıktır.
-Kubbe, tünel, parkur ve ses aletlerinden oluşan Kuş Yuvası’nın tüm yüzeyi doğal sıva ile birlikte nefes alır. Kubbeye üç yoldan erişilir; kaydırağın uzayan parkuru, gürültü aletleri yerleştirilmiş merdiven ve dalga basamaklar. Kubbenin içerici yapısı, bir delikle bölünür. Bu delik kaydırağa açılır, kaydırak bir parkura dönüşür. Buradaki tepeli yollar atlamanın, sürünmenin, koşmanın yeridir.
-Kubbe zeminin üstündeki şekiller alanı böler. Bölünme harekete imkan doğurur. Alan genişliği ve yapısı hem harekete hem de hareketsiz kalmaya açıktır.
-Kuş Yuvası tünelinin toprakla sıvanmış duvarları ve üç girişi vardır. Duvarların dokusu, kokusu ve kıvrımlı yapısı burayı bir mağaraya dönüştürür.
-Yapının çevresi boyunca düzensiz yerleştirilmiş ses boruları, seslerini takip ederek çocukların birbirlerini bulmalarını ve oyun kurmalarını sağlar. Çocuklar, bu boruları konuşmak, bağırmak ve şarkı söylemek için kullanır. Ses boruları, gürültü aletleri, gong ve delikler mekanın enstrümanlarıdır, çocukların duyusal deneyimlerini ve birlikte zaman geçirme deneyimlerini zenginleştirmeyi hedefler.
Yıkımın şekillendirdiği bu dönemde çocuk ellerle, doğayla ve birlikte inşa ettiğimiz Kuş Yuvası, bu kötü düzen içinde yeni alanlar yaratabilmenin umududur bizim için.
Kuş Yuvası’ndan nice kuşun kanatlanmasına!
@kaf.kolektif ❤️
Konsept: Tacmin Sarı
Tasarım: Tacmin Sarı, Ara Yerlikaya
Mimar: Ara Yerlikaya
Uygulama: Tacmin Sarı, Ara Yerlikaya, Dilan Karakoç
KAM_FIRT_IBIL /// Türkçe metin aşağıda, ve daha derinlikli bi biçimde…. <3
ODD (s)TOOLS (work in progress)
This project accepts swimming against the current, proposing aliveness as a condition for not drowning in an increasingly frictionless, screen-mediated world.
The idea that contact with the world should become easier and more comfortable is building a super-comfortable present. As someone who critically engages with comfort, I propose another kind: a vividly alive one. Comfort is somewhat lifeless, yet necessary. Discomfort is active and demands effort; in this sense, comfort becomes possible through sustained engagement.
Working through a material-driven approach, the project searches for a way of everyday life in which material remains in relation with the body and is perceived as a whole. The work is composed of scrap materials, and engaging with them entails discomfort. Collecting and cleaning them from scrapyards becomes part of this process.
This video presents a fragment of this investigation, where metal, through unstable and responsive uses, trembles, sounds, stretches, and reacts, engaging the body through movement and sensation.
Objects by me
Video: @adelinesrush
Edit and sound design by me
EKMEĞİMİN PEŞİNDEYİM /// HOLD YOUR BREAD
Doymak için ekmekle beslenen beden, çoğu zaman yalnızca doymak için bir hayat yaşar. Yerde olmaması gereken ekmeğin düşüşü insanın düşüşünü simgeler. İnsanın, kendi yarattığı kutsallar kadar değerli olamaması ve bundan doğan kırılganlık, bu toprakların kutsal ve temel gıdası olan ekmeğin düşüşünde görülür.
Ve bu bedenlerin de insan gibi zamana ve mekana bağlı bir kaderi var; düşüyor, parçalanıyor ve yok oluyor.
Bu projede beş farklı kişinin bedeninden alınan alçı kalıplar yaklaşık 70 ekmek hamuruyla doldurulup fırında pişirilerek ekmek bedenlere dönüştürüldü. Kalıplar, ben, @simaybasik , @suunguur , @zduman___ ve @babur.ke ’nin bedenlerinden alındı.
Bedenler beş gün boyunca, her gün farklı bir meydana bırakıldı: Eminönü, Beşiktaş, Mecidiyeköy, Kadıköy ve Karaköy.
Bedeni bırakan kişiler hemen uzaklaştı; böylece ortada “kim koydu, neden koydu” sorularının yöneltilebileceği bir özne yoktu. Meydanların elverdiği anonimlik, ekip olarak konuyla ilgisiz özneler olarak konumlanmamıza ve gereken role kolaylıkla bürünmemizi sağladı. Her semt bedenle kendi davranış repertuvarı üzerinden ilişki kurdu.
Bu yerleştirmenin meydanlarda olmasının sebebi de sormaya devam edeceğim şu soru oldu: Madde, kendi ölümlülüğüyle nasıl bir karşılaşma anı yaratabilir?
Beş bedenin varoluşundan yok oluşuna kadar olan süreç görsel ve işitsel olarak kaydedildi.
Müthiş ekibe destekleri sebebiyle çok teşekkürler; İpek Çiçek, Batuhan Babür, Duygu Yasa, Simay Başık, Elif Çakıray, Zeynep Duman, Sungur Altınöz, Filiz Pakiş, Yasmin Sarı, Murat Pakiş, Dilan Karakoç, Rosalie Aleksandra Anter, Bilge Kızıltan, İrem Çetinor, Yunus Emre Şahin, Lal Melisa Öztaşkın <3
Mutfak için Berfin Erdoğan’a, BKM Mutfak ve ekibine çok teşekkürler
Intervention by me
Film by @duyguyasa
Sound Design by @gunsferel
EKMEĞİMİN PEŞİNDEYİM ///// HOLD YOUR BREAD
İnsan bir ekmeğe ne kadar benzer?
Romantik düşlerle çıktığım yolda, ekmek bedenlerin hayvanlar tarafından parçalanacağını görmeyi umuyordum. Ama her şey romantize değil politize oldu. 5 farklı bedenin, 5 farklı meydandaki yolculuğu görsel ve işitsel olarak kayıt altına alındı.
Kamusal alanda iradeler çarpışırken, ben sadece daha çok ekmeği korumak istedim. Sonra düşündüm, keşke ekmeğe daha çok benzedeydik, birbirimizi daha çok korurduk. Çünkü insanın düştüğü yer, yer değil, daha kötüsü, daha haksızı, daha acısı.
Yine de her daim yok etme ve koruma içgüdüsü birlikte yol almakta. Düşenlerin, düştüğü yerde bir trambolinde zıplayıp yükselebilmesi dilekleriyle,,,
Filmimiz tüm detaylarıyla ve teşekkürleriyle 2 gün sonra hem burada, hem de Youtube’da yayında.
Invervention by me
Film by @duyguyasa
Sound design by @gunsferel
Merak ellerimde şekillensin çok seviyorum. Emek vermeyi, denemeyi, ve sadece beni güldüren bi sonuçla karşılaşmayı da seviyorum. Yıkılmayı sevmiyorum, ama yıkıldığım da oluyo. İstediğim sonuca gelememişsem henüz, sıkıldığım da. Ama sonra o çok sevdiğim ateş tekrar münasip bi zamanda gelip de beni deneyebilir kılıyor. Ellerimin kirlenmesini çok seviyorum. 6 aydır ellerimi kirletecek yeni bir disiplin girdi hayatıma, çok da memnun oldum, bana kendimi daha yetişkin de hissettiriyo.
uzun uzun iş yapmanın, araştırmanın, demlenmenin, emeği hakkıyla vermenin güzelliğini; otomatikleştirilen aklın, üretimin ve personaların karşısında bir güzel koyuyor, pratikliğin ve hızlı öğrenip, hızlı üretmenin az emek harcamanın makbul olduğu bu zamanlarda emeğin kıymetini şöyle tatil için geldiğim memleketimden takdir ediyorum.
Bu çılgın çağda, aklımın iplerini elimde tutabilmek ve son fotodaki gibi hayata neşeyle kadeh kaldırabilmek niyetiyle hojjjjgeldin yeni yılımızzzz <3<3<3
Annem, pencereme aşırı haklı ve meşru taleplerimi astığım için bana ‘’bizi niye fişliyosun’’ dedi ve kaldırmamı istedi. ben de ‘’zaten fişlenelim bilsinler, kötü olan biz değiliz’’ dedim. Yine de şaşırdım, çünkü doğru bildiğini söylemenin ona doğru hissettirmediğini gördüm. Bunun adı korku. Kendi gücünü teslim edince insan, kim olduğunu unutuyor.
Bu dönem, neye varırsa varsın, ben tekrar bir özne olarak, ve birileriyle de biz olarak, büyük bir biz olarak, irade ortaya koyabilmeyi hatırlamış olmaktan umutluyum. Korku, kendi gücünü hatırlayınca küçülmeye başlıyor. Bu adil bir savaş değil, bunu da biliyorum. Fakat onurlu yaşamak, boyun eğmemek tam da bu savaşın hep adaletsiz güç ilişkileriyle donatılmış olduğunu bilmene rağmen kendi meydanına çıkmakla ilgili.
Şimdi de, sokakları hayal ediyorum, sokaklar kalıcı bir sesle dolu. Evimden söz söylerken ben, meydandayım da bir anlamda. Adres belli, kim olduğum belli, buyur burdayım kardeşim ve sözüm bu. İsteğim bu. Sözlerin sokağa taştığı, talebin duyulmadığı yer kalmayan sokaklar hayal ediyorum.
Sonrasında da bu topraklarda ferah bi göğüs hayal ediyorum, hepimizin paylaştığı.
Biz hakkıyla yaşamak, insanca yaşamak istiyoruz. Çok net ve basit. Kim kazanırsa kazansın, yeter ki korku yenilsin.
Sanat nedir? Ekonomik kaygısı olmayan yetişkin hobisi mi yoksa bir yaşama biçimi mi? Bu soruya cevap aramadık ve sanatçı Seçmelerinin ortasından girip başka bi yerinden çıktık.
Sanatçılarımız, gerçek bir sanatçı olduklarını kanıtlamak ve biz bilirkişilerden onaylarını almak için çok hazırlardı. Dans, müzik, tiyatro, görsel sanatlar alanında, sizi sanatın sofrasında yedirip içirirken, Yüksek Tatmin’den çalıp çalıp getirdiklerini hiç çaktırmamak konusunda da çok başarılıydılar. Fakat Tülay Sarkık gerçekleri açığa çıkarmaktan geri durmadı. Kimsenin seçilmediği o seçmelerin detayları sizlerle…
Sanatçılarımız: Nezaret Özlemi, Beyaz Beyan, Defne ve Tülay Sarkık
Kamera Kaptanı: @curukkiraz
Kurgu Profesörü: @n.ozlemdede
Sosyal medyanın zorladığı tüm hızlı tüketim içeriklere inat 3 dakikalık bir reklam filmi ile neye olduğu belli olmayan bir tür direniş sergiliyoruz. Çünkü direnmek yokuş çıkmaktır ve biz de yorulmayı çok severiz.
Çok izleyin ve sonuna kadar izleyin.
Usta Oyuncu 1: Hözler Dediş
Usta Oyuncu 2: Taçsin Sarık
Usta Kameraman: Simultane Smile Beşik
Babür ve Yeni Dünya Düzeni çok güzel şeyler yapmakta
Müzik endüstrisinin dırzoluğu gözlerime görünür olmakta
Bu güzel şehrin çocukları hep birlikte güle oynaya
Emek veren herkesin yolu çok açık ola