Temmuz ayında
@marieclairetr de mütiş kadınlarla beraber
@nedaisbilirr kreatifliğinde şahane bir iş yaptık. 🌹❤️🔥
Benim bu sahille olan hikayem biraz eskilere dayanıyor. Her pazar elimden tutup Bebek Sahili’ne yürüten babam sayesinde tanıdım bu manzarayı.
Nişantaşı’nda doğdum, büyüdüm. Annemle babam, gençliklerini Nişantaşı’nın, Beyoğlu’nun ve Bebek’in sokaklarında geçirmiş.
Onların anılarıyla şekillenen bu kıyı, benim için sadece bir yer değil; geçmişin bugüne sarkan bir fonu. Bir nevi kendi tarihimin sahnesi.
Evden çıkıp Bebek’e yürür, bazen kayık kiralayıp denize açılır, balık tutmaya çalışırdık. (Hiç yakalayamadık, o ayrı.)
Ama mesele zaten balık değil, o ritüelin kendisiydi. İstanbul’un içinde ama ondan bir adım uzakta, nefes alınabilen nadir boşluklardan biri burası.
Hem şehre ait hissediyorsun, hem dışındasın. Geçmişten gelen bir alışkanlık, bugüne tutunan bir denge. Sanırım beni en çok bu denge çekiyor.
Burada yürüyen herkes sanki bir karakter. Arka fonda Boğaz var ama asıl sahne insanlar.
Gözlem yapmak için adeta canlı bir tiyatro: her adımda yeni bir sahne, her yüzde ayrı bir hikâye.
İstanbul’un kaosu bazen tenine siniyor. Onu tamamen geride bırakmak romantik bir fikir belki ama…
Suya girince o kaosun sesi gerçekten kısılıyor. Daha az duyuyorsun. Daha az ağır geliyor.
İşte bu şehirden, bu ritüellerden beslenerek, iki yıl önce kendi yaratıcı alanımı kurdum: Provocateur Creative Studio.
İsmi gibi iddialı ama yaklaşımı net: duygudan beslenen, zekâya dokunan, stratejiyle provoke eden işler üretiyoruz.
Bugün dünyanın dört bir yanından kreatif zihinlerle birlikte çalışıyorum.
Saat farkları sayesinde bazı projelerde güneş hiç batmıyor.
Ve evet, bir kahveyle Bebek sahilinde otururken dünyanın öbür ucundaki kampanyayı yönetebiliyorum.
Çünkü yaratıcılık için bir merkez gerekmez; ama köklerinin nerede olduğunu bilmek her şeyi değiştirir.
📸
@ahzabgunel
👸🏼
@nedaisbilirr
📰
@marieclairetr
#işbirliği #reklam