S.D

@serdarimo

cultural manager, editor, curator, occasionally a photographer @in_pursuit_of_corona
Followers
2,105
Following
3,307
Account Insight
Score
28.45%
Index
Health Rate
%
Users Ratio
1:1
Weeks posts
a surprising encounter at 154
41 0
4 days ago
#sowhat
46 0
3 months ago
#kışgüneşi
44 0
4 months ago
pink
46 0
6 months ago
(Sürpriz sonlu) Kosova Dump! Son birkaç günkü storylerden de fark ettiğiniz üzere Priştine’deydim. Biraz da Prizren. Ama öyle sandığınız gibi gezip tozmaya gitmedim. VAHA’nın Transnational Networking Meeting’i münasebetiyle oradaydım. Peki VAHA nedir derseniz: VAHA, bağımsız kültür sanat alanlarına/aktörlerine alan açan, Türkiye ve Avrupa’da, ifade özgürlüğü ile kültürel programlamayı desteklemek üzere yerel pratiklerden öğrenmeyi ve kamusal diyaloğu teşvik eden bir program. Az sabredin, yakında kokusu çıkar Priştine’de pişirdiklerimizin. Daha iki ay kadar önce Tiran’ın altını üstüne getirmişken (!), çok yakın bir coğrafya olması ve Kosova’nın Arnavutluk’la yakın temasını da hesaba katarak, sürekli Tiran ile Priştine’yi karşılaştırırken buldum kendimi. Ve benim açımdan bu karşılaştırmayı Priştine epey bir farkla önde bitirdi. Bi kere Tiran’daki o derme çatmalık, Priştine’de o kadar da göze batmıyor. Özellikle şehrin karakterini oluşturan mimarî öğeler bir şekilde korunmuş. Şu an gözümüze hiç de hoş gelmeyen yapılaşmalar ise eskiyi çok bastırmıyor. Tabii ki burada da şehrin merkezine 10-15 dakikalık mesafedeki yeni yüksek rezidanslar bölgesinde espas nedir sorusu asla kaale alınmamış. Fakat muhtemelen 1950ler-60larda yapılmış görece eski yaşam alanları çok daha kullanıcı dostu ve halen yaşanılabilir görünüyor. Priştine’de en sevdiğim şey, binaların altından geçen sokaklar oldu. Bu pasajlar sayesinde hop diye kendinizi başka bir yerde bulabiliyorsunuz. Tiran çakma bi ortalama TR şehri gibi dururken, Priştine’nin daha Avrupai bi cazibesi var. Kosova’nın ekonomisi neye dayanıyor bilemiyorum, ama bi refah var gibi. Bi de avro kullanmaları havalı. Ortalıkta adım başı bir araba tamircisi/modifiyecisi ve dükkân önlerinde boş boş tüm gün oturan erkolar da yok. Devamı bu sefer de yorumlarda…
104 1
8 months ago
Tirana Dump! Baştan söyleyeyim Tiran’ın pek bi numarası yok. “Harika bi yer, çok bayıldım” diyen biri varsa bilin ki sallıyor 😅 Geçen hafta Anna Lindh Foundation’ın Forum’u vesilesiyle Tiran’daydım malûm. Akdeniz çevresi ve Avrupa’nın 42 ülkesinden 800 küsur katılımcının olduğu bu 3 günlük Forum hakkında çok fazla laf edip sizi sıkmayacağım. Onun yerine Tiran’a dair üç beş izlenimimi paylaşacağım fotiler eşliğinde. Oradayken paylaştığım storylerde de yazdığım üzere Tiran bana küçük bir TR gibi geldi. Binalar, sokaklar, dükkânlar, tabelalar, insanların kılık kıyafeti ve daha birçok şey herhangi bir TR şehrinde yürüyormuşum hissine kapılmama neden oldu. Şehirde Sovyet rejiminin izleri, resmi binalar ve apartman bloklarında halen görülebiliyor. Alâkasız yerlerde eski binaların yanı başında pat diye gökdelenler ve rezidanslar bitivermeye başlamış. Espas orada da unutulmuş bi kavram. Şehrin ortasından geçen nehrin iki tarafındaki ağaçlıklı yollar hoş. Ama nehrin kendisi Kurbağalıdere’nin eski hali gibi, karanlık ve pis kokulu. Şehrin merkezinde Skanderbeg Meydanı var. Opera Binası bu meydana bakıyor. Altında kafeler ve büyük bir kitapçı var. Hemen hemen her şey bu meydanda oluyor gibi: Konserler, gösteriler, eylemler, buluşmalar, vs vs. Otellerin büyük bir kısmı da bu bölgede konuşlanmış. Ben oradayken hava aşırı sıcaktı. Avrupa’yı vuran heat wave’den mi yoksa hep mi öyle bilemiyorum. Sabahın köründe bile otelden Forum’un düzenlendiği mekânlara giderken ter içinde kalıyordum. Gerçi otel 35-40 dakika yürüme mesafesindeydi o ayrı 😬 Şehrin yeni business district’i olacakmış oralar diye oteli oraya yapmışlar. Tiran’da her adım başı bi araba yıkamacısı, tamircisi, yedek parçacısı, modifiyecisi var. Araba sevdası forever. Ve tabii buraların çevresinden başlayarak tüm şehre sirayet eden bi eril enerji mevcut. Gün boyu boş boş dükkanlarda, sokaklarda oturan bu adamlar naparlar hiç bi zaman anlamadım. Maalesef doğru dürüst bi Arnavut yemeği yiyemedim. Öğle ve akşam yemekleri topluca yendiği için çıkan yemekler de açık büfe lezzetleriydi. İlk gün Byrek yedim yalnız, o da bildiğimiz börek zaten. Sığışamadım yine. Devamı yorumlarda.
111 7
10 months ago
Malumunuz 14-19 Mayıs tarihleri arasında Photoszene 2025 için Köln’deydim. Kuzey Ren-Vestfalya federal hükümetinin kültür bakanlığına bağlı NRW KULTURsekretariat’ın geliştirdiği International Visitors Programme kapsamında davetli olarak gittiğim Photoszene, Almanya’nın halen devam etmekte olan en eski fotoğraf festivali. Bir dönem meşhur Photokina fuarına paralel olarak düzenlenen ama fuar miadını doldurduktan sonra yoluna iki senede bir düzenlenen bir festival olarak devam eden Photoszene’nin ana küratöryel programını “Artist Meets Archive” sergileri ve “Feelings and Photography” temalı açık çağrıya gelen başvurular arasından kürasyonu yapılan sergi oluşturuyor. Festivalin açılış hafta sonuna denk gelen “Another State Of Mind: What We Feel - What We See - What We Do” başlıklı iki güne yayılan sempozyum; şehirdeki pek çok galeri, müze, atölye ve sanat mekânındaki toplam 99 sergi ile sanatçı konuşmaları, rehberli turlar ve atölye çalışmaları da cabası. Festivalin en dikkat çekici bileşeni olan “Artist Meets Archive” programının dördüncü edisyonu için ilk olarak iş birliği yapılan kurumlarla birlikte bir açık çağrı yapılmış. Bu çağrı sonucunda Almanya, Yunanistan, Hong Kong, Polonya ve İspanya’dan beş sanatçı Köln’e davet edilmiş ve 2024 yazında Köln’de birkaç haftalık araştırma sürecinde ilgili kurumların küratörleriyle birlikte Dombauarchiv, Kölnisches Stadtmuseum, Museum Ludwig, SK Stiftung Kultur ve Rautenstrauch-Joest-Museum’un fotoğraf koleksiyonlarında çalışmışlar. Süreç sonunda ortaya çıkan beş proje, arşivlerin sadece eserleri/şeyleri ve var olan hikâyeleri(ni) korumakla sınırlı olmadığını ama aynı zamanda -ve belki daha da önemlisi- yeni hikâyeler keşfetme potansiyeli taşıdıklarını hatırlatmaları açısından çok ilham vericiydi. Sadece büyük bütçeli kurumların değil irili ufak her türlü oluşumun arşiv konusundaki hassasiyeti, arşivleri değerlendirme çabaları ve yaratıcı iş birliklerine açık olmaları “keşke bizde de…” ile başlayan pek çok düşüncenin zihnimde cirit atmasına vesile oldu. [Son paragrafı sığdıramadım, yorumlara lütfen 👇🏻]
115 2
11 months ago
#ruhrmuseum
56 0
1 year ago
#köln
87 1
1 year ago
le pacte de fruitiere
68 0
1 year ago
Çirkin de annesi Gurul gibi artık o dalıp gittiği uzaklarda… Halbuki 2007 Haziranında elimize doğduğun gün, daha dün gibi. Muhteşem (!) sesinle sürekli söylenip durmanı, Sadri Alışık’taki ofiste balkondan düşüp sarmaşıklar sayesinde hızın kesildiği için kendini sağ salim sokakta bulduğunda yüzünde “noldu bana” bakışıyla bizi beklediğin anı, kışları ısınmak için kucağıma zıplayıp beni de ısıtmanı, annenden sonra giderek daha cana yakın bi kediye dönüşmeni, ofiste kaldığım geceler yanıma kıvrılıp sessizce uyumanı, dün vedalaşırken el ele tutuştuğumuz anları hep hatırlayacağım. Umarım Gurul’u görürsün oralarda. Pembe patilerinden öperim.
237 76
1 year ago
#spotlaraltında
54 0
1 year ago