Buradaki ağaçların çoğu belki de ilk kez bir fotoğrafın içine giriyor.
Gövdelerine, renklerine bakıp anlamaya çalışsam da bizim gibi yüzleri ve yüz ifadeleri olmadığından, onları fotoğraflarken ilk anda ne hissettiklerini anlayamamış olabilirim.
Ama bizler gibi “Acaba nasıl çıktım, iyi görünüyor muyum?” diye bir telaşa kapıldıklarını sanmıyorum. Hatta bazılarını uykularında yakaladık belki; uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, gecenin bir yarısı…
“Yakalamak” benim fotoğrafla ilişkimi karşılamıyor belki de. Ama yıllardır öykülere ve öykü anlatmaya dair duyduğum heyecanı burada güzel ifade edebilir. Ağaçların seyrettiği yıldızları yakalarken beni görseydiniz, bunu anlardınız. Neyse ki yıldızları göreceksiniz.
İlhan Berk’e bir ağaç demiş ya: “Bırak beni… Bırak… Konuşacağım.”
Bizim ağaçlar da ilk anın şaşkınlığını atlattıktan sonra konuşmaktan geri durmadılar; ne bana ne de Ekin’e.
Aylar süren bu serüvende elbette bana şunu da sordular:
“Biz ömrümüzün sonuna kadar burada duracakken sen bizi nereye ve ne için taşımaya çalışıyorsun?”
Bu soruya tek başıma cevap veremem. Siz fotoğrafları görünce bunu birlikte cevaplıyor olacağız.
Hoş geldiniz!
Ve tabii ki bu sergiyi mümkün kılan herkesin iyi niyetini ve emeğini ağaçlar da duysun isterim.
@murathanozbek ’s debut release is out now on @hotlinehq excited to see what the future brings for him ⚡️
*** Download support from Camelphat, Alan Dixon, Little D, Themba, Moeaike, Marc Gonen, Steve Lawler, Fideles, Samantha Loveridge, Jamiie, Adriatique, Dennis Louvra, Super Flu, Avangart Tabldot, Unfazed ***
Yves Rocher Vakfı’nın fotoğrafçı ve yönetmen Murathan Özbek (@murathanozbek ) ile hayata geçirdiği “Yanıbaşında” sergisi sadece ağaçların eşsiz görüntülerini yakalayıp bize aktarmakla kalmadı onlarca güzel ve kıymetli insanı da aynı hikayede bir araya getirdi! 🙌🏻
Hem serginin açılış akşamındaki bu özel davete bir göz atalım hem de küçük bir hatırlatma yapalım istiyoruz. Sergi, ücretsiz olarak keşfedebilmeniz için sizin ziyaretinizi bekliyor. Hem de hala 8 Aralık’a kadar zamanınız var. Gelin, siz de ağaç dikmek için kendi nedeninizi bulmaya dair anlamlı bir yolculuğa çıkın.
📅 3–8 Aralık (11:00 - 19:00 saatleri arasında)
📍FAAR Gallery (Sıraselviler Cad. No: 35 Kat: -2 Beyoğlu / İstanbul)
🎟️ Ücretsiz
#yvesrochervakfı #fondationyvesrocher #plantforlife #yaşamiçinağaçdikin #yanıbaşında
“Ağaçlar hep en etkileyici vaizler olmuştur benim için. Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi degil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibidirler.
Tepelerinde uğuldar dünya, kökleri sonsuzluğa uzanır ama sonsuzlukta kaybolup gitmez, var güçleriyle tek bir şey için, onlara özgü, onlarda içkin yasayı yerine getirmek, büyüyüp
serpilmek, varlıklarını ortaya koymak için çabalarlar. Hiçbir şey daha
kutsal, hiçbir şey daha mükemmel degildir güzel, güçlü bir ağaçtan.”
Hermann Hesse
Çocukluğumu saymazsam ağaçlara hiç bu kadar bakmamıştım. Ya da “Ağaçlar için böyle bir yolculuğa çıkmamıştım.” desem daha doğru. Gölgeleri, sesleri. Öylece durmaları, rüzgâra direnmeleri, her şeye rağmen gökyüzüne uzanmaları… Yalnızlıkları, dostlukları. Misafirleri, kuşları. Kıyafetleri, renkleri. Bizi gecenin, bozkırların, suların ortasında duyup şaşırmaları. Gövdelerine yaslanmamış, gölgelerinde dinlenmemiş bu yabancı yüzlere bakmaları. Sorgusuz, sualsiz herkesi ağırlayabilmeleri.
Ben yıldızların altında, bir derenin içinde kamerada gördüğüme biraz fazla heyecanlanıp ekibe ve Ekin’e “Bu ne ya!” diye bağırdıktan sonra iki dakika aralıksız kusmaya başladığımda, belki ne olduğunu anlamayıp gizli gizli gülüşmeleri. Ekin’in onlarla hem bizim hem de onların dilinden konuşmaları. Ekin’i çok seviyorum.
@fondationyvesrocher desteği ve işbirliği ile hazırladığım serginin bazı kareleri @contemporaryistanbul ‘da @galerisiyahbeyaz ‘da izleyiciyle buluştu. Bu da onlardan biri. Serginin zamanı ve mekânını duyurmak için sabırsızım. Çok az kaldı.
Annemin bana yazdığı acayip mektupların birinde şöyle bir yer var: “Gündüzleri o oluktan solucanlar, küçük canlılar da akar. Bazan arkın kenarında bir kurbağa gözlerini sana dikip konuşur. YAŞAMIN DİLİ TEKTİR.
Aşağı bahçede şimdi sizin gibi çok genç ve güzel bir ağaç var. “
Bugün bu kitabı elime aldım. Arkasında yazana bakın:
“İnsan bir süreliğine susmalı ve oluşan sessizlikte başka bir öykü anlatıcısının -bir balık, yusufçuk, sansar veya bambunun, bir kedi, orkide veya çakıltaşının- sesine kulak vermeli. Arıların roman yazmadığını, örneğin, nereden biliyoruz?”