Geçen hafta “Requiem” in prömiyerini yaptık…
Ama benim için bu sürecin en özel tarafı kızım Lena’ydı.
Lena iki yaşında.
Ve bu eserin en başından beri aslında benimleydi.
Evde hazırlık yaparken her anına birebir şahit oldu.
Yanımda dolaştı, bir şeylere dokundu, kendi halinde “yardım etti”…
Ben çalışırken o da sanki kendi dünyasında bu işin içindeydi.
Sonra genel provalar…
Birinciyi de ikinciyi de, birer saat boyunca,
gözünü kırpmadan izledi.
Hayatında ilk defa canlı bir sahne izliyordu
ve hiç kopmadı.
Genel prova sonrası sahneye çıktı…
Dansçıların yanına oturdu.
Koreograf revizyonları anlatırken,
onları dinledi… gerçekten dinledi.
Ertesi gün bale dersine gitti.
Balerinleri, baletleri izledi.
Ve ben o an şunu fark ettim;
onda gerçekten bir ilgi var… belki de bir yetenek.
Bunu görmek…
bir şeyleri zorlamadan, kendiliğinden oluştuğunu hissetmek
benim için her şeyden daha değerliydi.
Belki ileride ne olur bilmiyorum…
ama bildiğim bir şey var:
Ben onu, istediği her şeyde sonuna kadar destekleyeceğim.
🖤
Canım Seray’ım,
Hayatıma girdiğin günden beri bana sadece eş değil, en yakın dost, sırdaş, yoldaş oldun.
Lena’nın annesi olarak gösterdiğin sevgi, sabır ve güç, seni her gün daha da hayranlıkla izlememe sebep oluyor. Seninle kurduğumuz bu aile, hayatımın en büyük şansı ve en kıymetli hediyesi.
35 yaşına girerken, bilmeni isterim ki seni her geçen gün daha çok seviyorum. Gülüşün, varlığın ve kalbin bu evi ışıkla dolduruyor. Lena ile birlikte, iyi ki bizim hayatımızdasın, iyi ki senin aileniz.
Doğum günün kutlu olsun canım karım, canım arkadaşım… Nice mutlu, sağlıklı ve huzurlu yıllarımıza.
“10 yıl önce, 10 yıl sonra…
Aynı balıkçıda, aynı masada, aynı açıdan çekilmiş bir fotoğraf.
10 yıl önce sevgililik yolculuğumuza burada başlamıştık, şimdi yine aynı yerdeyiz.
Değişen tek şey, artık üç kişiyiz…
Lena’mız var, kızımız var.
10 yıl boyunca aynı aşkla, aynı masa etrafında büyüdük biz.”