Ben Daha Ölmedim < sen de yanarsın > Yayında...
Şarkı linki profilimde
Ben daha ölmedim
Daha hiç büyümedim
Küçücüktüm direndim
Sağımdan soluma
Yalnızlıktan mı bilmem
Aşk oyununa hiç gelemem
Umutsuzluk sen ve ben
Bilirsin bilemezdim
Bilirsin göremezdim
Hayat kimi düşürüp ağlatıyorsa
Zaman zaman bedelini ağır ödetiyorsa
O zaman anlarsın
Çözemez kalırsın
Bilemez göremez
Sen de yanarsın...
Şu koca şehir şahidim
Bilir hikayemi her biri
Mutlu sonlar katili
Kendini ne sanırsın
Bir seni böyle sakladım
Büyümek alıyor aklımı
Nasıl olur tüm zamanı
Boşa harcarım
Ama ben
Aynıyım
Söz: Alpzey, Paraz, Akyürek
Müzik: Alpzey, Akyürek
Düzenleme: Akyürek
Mix: JurenVu, Erman Mete, Akyürek
Mastering: Evren Göknar ( Capitol Studios )
Yapım Şirketi: Audiomatic
Klip
Yönetmen: Dilşah Niğdeli
Kurgu-VFX: Dilşah Niğdeli
@alpzey@canbarisozbilgin@jurenvu@onurgozum@parazup@onemightstand@_batuhanaydin@sayiido@ermanmetemtsm kardeşlerimin ve benim için çok değerli canımın içi @dilsahnngd 'nin destekleri ile hayata geçen bu şarkı...
Teşekkür ederim her birinize.
İyi ki varsınız 😎
Umarım sizler de seversiniz
İyi dinlemeler
Aky
#bendahaolmedim #akyurek #sendeyanarsin #müzik
0'a'0
Sıfır…
Hiçlik değil.
Aslında her şeyin başlayabildiği tek yer.
Matematikte sıfır, sayıları tanımlamaz gibi görünür ama tam tersine…
onlara anlam veren boşluğu kurar.
Bir sayının değeri,
sıfırın ona ne kadar mesafede olduğuyla belirlenir.
Yani:
Değer, boşluğa olan uzaklıktır.
Hayatın Sıfırı
Şimdi gelelim esas soruya…
İnsanın bir sıfırı var mı?
Var.
Ama çoğu insan ondan kaçıyor.
Çünkü o sıfır:
• Ünvanların olmadığı yer
• Alkışın sustuğu an
• Kimsenin seni tanımadığı o iç oda
Orası biraz tehlikeli.
Çünkü orada “rol” yok.
o(-_-)o
Sıfır = Kimliksiz Alan
Sen kimsin?
Gerçekten.
Mesleğin değilsin.
Şarkıların değilsin.
Başarıların hiç değilsin.
Bunların hepsi sayılar.
Ama sıfır?
Sıfır, “sen” dediğin şeyin soyulmuş hali.
Ve ilginç olan şu:
İnsan sıfırına ne kadar yaklaşırsa,
hayattaki sayıları o kadar anlamlı oluyor.
Kaçış mı, Kuruluş mu?
Çoğu insan sıfırdan kaçıyor:
• Sürekli dolu olmak istiyor
• Gürültü, içerik, başarı, hedef
Ama doluluk tek başına bir şey ifade etmez.
Sıfır yoksa,
1000 de anlamsızdır.
Sanatçı ve Sıfır
Sanatçılar bu yüzden tehlikeli tiplerdir
Çünkü sıfırla vakit geçirirler.
Sessizlikte otururlar.
Hiçbir şey üretmeden beklerler.
Ve o boşlukta bir şey doğar.
Müzik, sessizliğin çocuğudur.
Sonuç: Herkesin Bir Sıfırı Var
Ama mesele şu:
Onu fark ediyor musun?
'20 Mart'
- diye bir gün var. “Dünyanın En Mutlu Günü” diye geçiyor.
İlk duyduğumda açıkçası biraz garip gelmişti.
Yani mutluluk…
gerçekten bir güne sığdırılabilecek bir şey mi?
Sonra baktım, bu gün öyle rastgele seçilmemiş.
United Nations tarafından ilan edilmiş.
Amaç da aslında basit: insanlara mutluluğu hatırlatmak.
Sadece para, güç, başarı değil…insanın iyi olma hali de önemli demek.
Bir nevi “ dur, bir düşün” günü.
Ama işin ironik tarafı şu:
Bize mutluluğu hatırlatmak için takvimde özel bir gün olması gerekiyor.
Yani unutmuşuz.
O kadar unutmuşuz ki, biri çıkıp “20 Mart’ta mutlu olun” demiş.
Biz de olmuşuz.
Belki birkaç saatliğine.
Amacı buydu: hatırlamak, hatırlatmak ve belki de bir anlığına hep birlikte aynı duyguda buluşmak.
Global bir his yaratmak istediler.
Ortak bir sevinç.
Ortak bir nefes.
Yıllar geçti.
Ve biz…o günlerin üzerinden geçtikçe tekrar tekrar utanmayı öğrendik.
Utanmalara doyamadık.
Bir hatırlatma gibi. Bir bildirim gibi. Bir alarm sesi gibi.
Olduk mu?
Belki bir kahve süresi kadar.
Belki bir şarkı boyunca. Belki birinin gözlerine bakarken.
Sonra yine dağıldık.
Günümüz şartları… işte.
Ama o gün geçtikten sadece bir hafta sonra, dünya yine kendi gerçeğine döndü.
Israel– Palestine conflict devam etti.
Bazı çocuklar oyun oynadı, bazıları… hiç büyüyemedi.
Bazı kararlar alındı, bazı hayatlar daha başlamadan silindi.
İroni şu:
İnsanlık, mutluluğu bir güne sığdıracak kadar çaresiz, ama acıyı her güne yayacak kadar organize.
Takvimlerimiz tertipli, vicdanlarımız dağınık.
Bahar geldi.
Ağaçlar yine çiçek açtı, hiçbir şey olmamış gibi.
Kuşlar uçtu, hiçbir şey olmamış gibi.
Doğa hiçbir şey sormadı.
“Mutlu musun?” demedi.
Çünkü o zaten yaşıyor. Bizim gibi kendini ikna etmiyor.
Biz ise hâlâ bir gün seçip mutlu olmaya çalışıyoruz.
Bir güne sığdırıyoruz içimizi, geri kalan günlere bırakamadığımız ne varsa.
Belki de sorun bu.
Belki de “Dünyanın en mutlu günü” ilan edildiği gün değil…
hiç kimsenin buna ihtiyaç duymadığı gündür.
Mutluluğun hatırlatılmadığı, çünkü unutulmadığı bir gün.
Ve belli ki o gün hâlâ gelmedi.
Ama en acısı şu:
Biz hâlâ gelecekmiş gibi yaşıyoruz...